Bön

Bön bön baktı derler ya…

Bakmak başkadır…
Boş boş bakılır, bön bön bakılır…
Bakmak tekdüzedir…
Bakmak sadece bakmaktır ama bakıp da anlamak görmektir…
İşte şu görmek fillini her zaman başaramıyoruz ne yazık ki…
Minicik ayrıntılar kaçıp gidiyor gözlerimizin önünden…
Kadınların bayıldığı kürkün bir zamanlar nefes alan bir canlının parçası olduğunu unutuyoruz çoğu zaman…
Dostun aslında düşman olduğunu atlıyoruz o minik ayrıntılar neticesinde…

Bazen önyargılarımız öyle kör ediyor ki bizi baktığımız yerde kendi beynimizden başka şey görmüyoruz…
Sebepleri de belirliyoruz, sonuçları da…

Suçluyu da buluyoruz, masumu da…

Sonra bir bakıyoruz ki masumluğun altından şeytani bir yan çıkıyor…
“Ben bunu nasıl göremedim” duvarı gerekiyor, gidip kafa atmak için…
Görmek isteyip istemediğimizi sormuyoruz oysa…
İnsanı delirtecek türden şüphelerden yana değilim ama bazen şüphe ile yaklaşmak, yanılabileceğimiz ihtimalini düşünmek insanı büyük hatalardan koruyor, hadi siz de katılın bu fikre…
Hemen teslimiyet, ani kararlar, fevri hareketler, keskin sirkeler körlük yaratıyor insanda…
Bazen aynı şeyin içinde birkaç doğru oluyor, bazen aynı kavganın içinde birkaç haklı, bazen aynı davanın içinde birkaç suçlu…
Kesinlik ender bulunan bir şey hayatta…
İnsanı kendine ulu bir varlık gösterecek bahane ve gerekçeler i bunların hepsinden ayrı tutarım elbet…
Kendi bildiklerimize kesinlik ve yenilmezlik kazandırma becerimiz aşikâr…

Hani sırf dini inancı yüzünden itekleyip durduğunuz adam dünyada ender rastlanan erdemlere sahip olabiliyor…

Etnik köken dediğimiz zırva birilerini bölse de bazılarının umurunda olmuyor inatla…

Ülkeler uzak oluyor birbirinden ama bir bakıyorsun ki seni anlayan bir Hollandalı…

Tuhaf bir hayat işte!

Sadece kendi düşüncelerimiz ve kendi doğrularımızla bakmakla yaşama gereken hakkı veriyor muyuz bilmem…
Milyarlarca insan var şu mavi topun üzerinde…
En büyük ortak yanımız aynı havayı soluyor olmamız. Dillerimiz, renklerimiz, ırklarımız, dinlerimiz ayrı…
Düşüncelerde birleşiyor bir kısmımız, bir kısmımız duygularda, bir kısmımız kavgalarda… Hepimiz insanız, benzeriz…
Aynı korku ve aynı arzuları taşıyoruz içinde ufak farklılıklar olsa da…
Hepimizin hayatı bu korkular ve arzularla şekilleniyor, daha da ileri gidip bunlarla ayakta duruyor…

Başkalarını suçlamak, hatayı kendimizden başka neredeyse her yerde aramak, kendi yetersizliklerimiz korkusu ve sahip olmak istediklerimizle, sahipmişiz gibi davrandıklarımızın arzusu ile birleşince yerdeki tanrı görevi görüyor cüssemiz…

İşte bu duruşa rağmen bile ölene dek arızalarını tamir edemeyecek olan insanız biz…
Başkasına bakarken gösterdiğimiz cesareti kendimize bakarken de göstermemiz gerektiğini bilirim.

Ancak ne yalan söyleyeyim, gün bazen öyle doğuyor ki insan bön bön bakmak isteği ile yanıp kavruluyor…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir