Sıfırdan zirveye: Aslı Çakır Alptekin

Aslı Çakır Alptekin bu akşam 1500 metrede Olimpiyat finaline çıktı ve 4:10.23’lük derecesiyle birinci oldu.

Kaynak: Eurosport

Oysa biz Aslı’yı unutmuştuk. Gerçekten öyle. Bırakın tam sayfa röportajları, fotoğrafları… Bir kaç yıl önce Aslı’nın nerede olduğunu bilen dahi yoktu. Merak eden gazeteci de… Üstelik bu Aslı’nın, kurak atletizm çölünde bir vaha gibi parlamasının hemen ardından gerçekleşti. Nasıl mı oldu?
Şöyle: 2004 yılında Dünya Gençler Şampiyonası’nda final koşan Aslı için o yaz, taze kariyerinin zirvesi oluyordu. Sabah yazarı Mert Aydın onun yeni bir dal olan 3000 su engellideki performansını akıllara durgunluk verici olarak nitelemişti. Ama peri masalı fazla uzun sürmedi. Rahatsızlığından dolayı vurulduğu iğnenin yasaklı madde içerdiğinden habersiz Aslı’nın iki yıl süreyle spordan men edildiği açıklandı.
“Rahatsızdım. Bizim orada bir eczacı vardı, onun tavsiyesiyle iğne vuruldum. Kontrole gireceğimi bile bile niye kendimi tehlikeye atayım. Dopingli olduğumu bilsem sakatım der koşmazdım” diyerek suçsuz olduğunu anlatmaya çalıştı. Ama nafile… O günden sonra Aslı’dan haber alamadık. Uzunca bir süre… Unuttuk onu. Spordan ayrı kaldığı dönemde ne yaptı, ne etti, satır aralarında bile bir haberini görmedik.
Kariyerinin henüz başında olan bir sporcu için, iki yıl yarışlardan uzak kalmak tam anlamıyla bir kâbustu. Sporu bırakmayı bile düşündü. Ama onu tekrar motive eden, antrenörü ve sonradan eşi olacak olan, İhsan Alptekin oldu. Kendisi de milli bir atlet olan Alptekin, kariyerini Aslı için feda ederek spora nokta koydu ve o günden bu yana yalnızca Aslı’nın antrenörlüğünü yapmaya başladı. Bu destekle beraber, genç atlet tekrar mücadelesine döndü. Ancak cezası Eylül 2006’da sona erdiği halde eski formuna ulaşması çok daha uzun sürdü. Antrenörü Alptekin’in ifadesiyle, “Hırs ve azimle çalışan” Aslı’nın 2010 yılında Barcelona’da koştuğu Avrupa Şampiyonası finali onun dönüşünü müjdeleyen yarış oldu. 2011’de ise Daegu’daki Dünya Üniversite Oyunları’nda altın madalya kazanarak bu dönüşü taçlandırdı.
Kütahya’da uygun tartan pist olmadığından antrenman için her gün Eskişehir’e yolculuk eden Alptekin çifti, bu yıl başında hazırlık için bambaşka bir rota seçti: Kenya. Rakımın kimi yerlerde 2 bin metreyi geçtiği bu Afrika ülkesi, Etiyopya ile beraber dünyanın en iyi uzun mesafe koşucularının yetiştiği yerlerden biri. Burada yaşayanların kanında oksijen çok daha fazla depolanıyor. Ve bu da sporcuların dayanaklılığını arttırıyor. Son yıllarda farklı ülkelerden atletler de burayı kamp yeri olarak tercih etmeye başladılar. Kenya’da yaptığı antrenmanlar Aslı için oldukça faydalı geçmiş. Kampta bir yandan kondisyon depolarken, diğer yandan Kenyalıların hayat şartlarını görmek onun motivasyonunu arttırmış. Bugün gazetesine verdiği röportajda şöyle anlatıyor: “Rakım olarak Kenya bizim için uygundu. Halk bize çok ilgi gösteriyordu. Bir gün antrenman yaparken, ormanın içinden geçtik. İnsanlar ufak evlerin içinde yaşıyorlar. Çocukların ayakkabıları yok, öğretmenler okula koşarak gidiyordu. Atletler de ayakkabısız koşuyordu. Onları görünce hırs yaptım. Bu yoklukta koşuyorlarsa ben daha iyisini yapmalıyım deyip motive oldum.”
Belli ki çıplak ayakla koşan Kenyalılar Aslı’yı çok etkilemiş. Kendi atletizm geçmişiyle de bağlar kurmuş olmalı: “İlkokul dördüncü sınıftaydım, o zamanlar kros yarışları yapılıyordu. Pazardan aldığımız bez ayakkabılarla yarışıyorduk. Yarışta ayakkabı ayağımı acıttı. Çıkarttım, çıplak ayakla koşmaya başladım. Bunu gören federasyon başkanı beni yanına çağırdı. Ayakkabı numaramı sordu ve bir dahaki yarışta bana kırmızı ayakkabı getirdi. Ondan sonra atletizme dört elle sarıldım.”
Aslı, Kenya’daki kamptan döner dönmez İstanbul’da düzenlenen Dünya Salon Atletizm Şampiyonası’nda koştu. Kariyerindeki bu ilk salon yarışını seyircinin desteğini de arkasına alarak üçüncü bitiren atlet, Helsinki’deki Avrupa Şampiyonası’nda Türkiye’ye çok değerli bir altın madalya getirdi. Aynı yarışta milli atlet Gamze Bulut da gümüş madalya kazanınca, yabancı bir muhabir Türklerin 1500 metredeki sırrı nedir diye sordu kızlara. İkisi de ağız birliği etmişçesine Süreyya Ayhan’ın ismini andı. 2000’lerin başında birdenbire ortaya çıkan Ayhan’ın 1500 metrede, kendine has stiliyle yarışları forse ederek kazanması ona büyük şöhret getirmiş ve bir nevi ülkedeki 1500 metre geleneğini başlatan isim olmuştu. Ayhan’ın aldığı cezayla spordan kopmasının ardından bu kez Elvan Abeylegesse bayrağı devralmış ve Atina 2004’de 1500 metrede Olimpiyat finali koşmuştu. Bugün ise bu mesafenin bayraktarlığını Aslı yapıyor. Olimpiyat’tan hemen önce Paris’teki Diamond League buluşmasında 3:56:62 ile en iyi derecesini koşan atlet, Süreyya Ayhan’ın ulaştığı 3:55’lere inebileceğinin sinyalini verdi.

26 yaşındaki Aslı için spordan ayrı kaldığı yılların tam anlamıyla acısını çıkarma zamanı bugün. Yılın ilk aylarında önemli yarışları koştuktan sonra sırada büyük Olimpiyat finali var. Türkiye’nin Olimpiyat geçmişinde atletizm dalında altın madalyası yok. Aslı bu akşam bir ilki başarmak için piste çıkacak. Üstelik finalde bir de yardımcısı olacak. 2o yaşındaki süper yetenek Gamze Bulut, 1500 metrede bayrağı Aslı’dan devralmaya hazırlanırken, tıpkı Avrupa şampiyonasında yaptığı gibi Aslı’nın peşine takılıp madalya şansı arayacak. Gamze, final için şöyle konuşuyor: “Burada Aslı Abla kazansın. Benim daha zamanım var.”

Etiketler:

Leave A Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir